ESKİ DOLGULAR NE ZAMAN DEĞİŞTİRİLMELİ?

Diş hekimlerinin sıklıkla karşılaştığı konulardan biri şüphesiz, ağızdaki önceden yapılmış olan dolguların değişmesi gereği veya isteğidir. Öncelikle kullanılan dolgu maddelerine kısaca bir göz atalım.

Günümüzde genel olarak uygulanan iki ana restorasyon (dolgu) materyali mevcuttur. Birincisi çok uzun zaman diş hekimleri tarafından daha sıklıkla kullanılmış ancak rengi sebebiyle hastalar tarafından beğenilmeyen, halk arasında metal dolgu olarak da bilinen amalgam dolgulardır. Bu dolgular içeriğindeki civa sebebiyle halen bilim çevrelerince tartışılmakta olup, günümüzde zararlı olduğuna dair kesin bir bilgi bulunmamaktadır ve Amerikan Diş Hekimliği Birliği tarafından 2010 senesinde yayınlanan bir genelge ile amalgamın zararlı olmadığı bilimsel olarak bildirilmiştir. Bunun yanı sıra içerikteki civanın deniz ürünlerinde daha fazla olduğu da ortaya çıkan sonuçlar arasındadır. Türk Diş Hekimleri Birliği (TDB) konu ile alakalı bir açıklama yapmış ve FDI (Dünya Diş Hekimleri Birliği) ile ADA (Amerikan Diş Hekimleri Birliği) raporlarında belirtilen kararları referans göstermiştir. İlgili açıklamaya aşağıdaki linki tıklayarak ulaşabilirsiniz.

TDB: `AMALGAM` BÜTÜN DÜNYADA KABUL GÖREN VE GÜVENLE KULLANILAN BİR RESTORASYON MATERYALİDİR

Diğer bir restorasyon maddesi olan ve halk arasında beyaz dolgu, lazer dolgu ya da diş renginde dolgu olarak bilinen kompozit dolgular ise günümüzde daha yaygın şekilde kullanılmaktadır. Amalgam dolgulara göre sahip oldukları en büyük üstünlük renk olarak değerlendirilebilir. Ortaya çıkan estetik sonuçlar ile özellikle ön dişlerde dişin rengini taklit edebilmektedir. Bunun yanında üretildiği ilk zamanlardan bu yana hem fiziksel hem de mekanik özellikleri bakımından oldukça gelişim göstermişlerdir. Ancak uygulanmaları sırasındaki teknik hassasiyetleri sebebiyle bazı vakalarda yerlerine amalgam dolgular tercih edilebilmektedir. Bahsi geçen teknik hassasiyetler; tamamen kuru ortamın gerekmesi, ufak parçalar halinde uygulanması ve dişe bağlanabilmesi için başka materyallere de ihtiyaç duyması sebebiyle çalışma süresinin hasta için daha uzun olabilmesi olarak özetlenebilir. Ayrıca kompozit dolgular yapısal özellikleri sebepli su emilimi göstermektedir. Bunun en gözle görünür belirtisi ise dolgunun renginin koyulaşması veya diş ile arasındaki sınırın belirginleşip, kahverengileşmesi olarak gösterilebilir.

Esas olarak, hangi dolgu materyali kullanılırsa kullanılsın, bir dolgunun ağız içindeki sağlam kalma süresi hakkında net bir şey söylemek doğru olmamakla birlikte, hiçbir problem çıkarmadan ortalama beş sene kalan bir dolgu iyi durumda olarak nitelendirilebilir. Ancak dolgunun ömrünü belirleyen birçok faktör bulunmaktadır. Bunlar;

–        Dolgu yapılan dişin sağlam kalan kısmının büyüklüğü,

–        Dolgunun sınırlarının diş eti ile olan mesafesi,

–        Uygulama sırasında kullanılan materyalin seçimi ve uygulama hassasiyeti,

–        Ağız bakımı,

–        Dolgunun kullanımı sırasında tüketilen gıdaların sertliği ile,

–        Dolgulu dişlerin yemek haricinde kullanılması (dişler ile sert kabuklu yemişlerin kabuklarını kırmak gibi) olarak özetlenebilir.

Daha önceden yapılmış dolguların değiştirilmesi kararının verilebilmesi için ise diş hekimi tarafından yapılan iyi bir muayene gerekmektedir. Eğer eski yapılmış amalgam dolgularda herhangi bir problem yok ise, sadece estetik amaçlı bu dolgunun çıkarılıp yerine kompozit dolguların uygulanmasının çok da uygun bir tedavi şekli olmadığı hekimler arasında genel olarak kabul görmüş bir kanıdır. Ancak ister amalgam olsun, ister kompozit olsun, daha önceden yapılmış olan bir dolgunun diş ile birleştiği kenarda meydana gelmiş bir açılma veya kırılma; dolgunun değiştirilmesi zamanının geldiğini haber vermektedir. Bu sırada hastanın sızlama ya da ağrı gibi bir şikayet oluşmasını beklemeden hekimine başvurması, meydana gelebilecek daha büyük sorunların önüne geçebilmektedir.  

Bazı durumlarda eski dolgularda tamir yapılabilirken, bazı durumlarda ise dolgunun tamamen yenilenmesi gereklidir. Hangi tedavi şeklinin uygulanacağı kararında en belirleyici faktör ise yeniden meydana gelmiş olan diş çürüğüdür. Daha önce bahsi geçen kırık veya açılmalardan sızan bakteriler dolgunun alt kısmından yeni çürüklere sebep verebileceği gibi, çürüğün ilerlemesi sebepli daha önceden kaybedilmiş olan sağlam diş dokusunda daha da tahribat oluşturabilmektedir.

Eski dolgularda meydana gelen problemlerden en çok etkilenen dişler şüphesiz kanal tedavisi görmüş olan dişlerdir. Bu dişlerdeki dolguların altından yeni bir çürük oluşsa dahi hasta sızlama gibi bir belirti hissetmeyeceği için çoğu zaman gözden kaçmakta ve tedavi sürecinin uzamasına sebep olan sorunlara yol açmaktadır.

Bütün bu sebeplerden ötürü erken tanı, tüm hastalıklarda olduğu gibi, burada da son derece önemlidir. Erken tanının olabilmesi de ancak rutin diş hekimi kontrollerine gitmekle mümkün olabilmektedir.

MSc. Dt. Ali Mert Türkkan

Diş Hastalıkları ve Tedavisi Bilim Uzmanı

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.